Facebook Twitter RSS Feed

bitti lan !

2011 seçimi bitti, yine kıçımızda patlamaya yakın bir füze var ama bu gerginliğin, siyasi yoğunluğun bitmesi hoş gelişme..

Oyum Oraya Geliyooo mu ?



yer istanbul'un göbeği desek haksızlık yaparız göbeği olmasa da bir semti olan ataşehir. akp'ye evet basılmış tomarla oy pusulası bulunuyor. eee burası istanbul gibi populer yanıtlar vermeyin. burada bu oluyor ise geri kalan 80 vilayette durum nasıldır kim bilir ?

bugün oy atacağız ama oylar gidecek mi ? ana sorun bu. atılan oylar belki de küçükten büyüğe sıralanıp büyük olanın yanında ki oy yakılacak (öym style)... gerçekten hiç bir kuruma güvenemez hale geldik.

o zaman tuna kiremitci'den geliyor sözler, ve babanın yanık sesi.. (müslüm baba'ya donduyma dedirtenlerden hesabı seçim hengamesinden sonra soracağız)

Bir mucize tanrım bize
Hayat biraz gülsün diye
Günah değil ayıp nede
Tanrım bize mucize



toplu taşıma & kafadan 6 sıfır atmak



miting hakkında yazıyorum. takip edenler şaşıracaktır. hani atom mu parçaladılar bu adam yazıyor diye. daha kötü bir şey yaptılar. kafayı yediler. belki sıcaktan, belki öze dönüş, soya çekim

bülent arınç beyefendi, titrini tam bilemiyorum bu zatın, internet sansürüne karşı yürüyüşte bütün taksimi dolduran kişileri 15-20 kişi olarak tanımlamıştı. Şaşırmadık, yakıştırdık bu açıklamayı. Ancak bugün İstanbul trafiğinin bekaretini harcayan Kazlıçeşme CHP mitingi için 80 bin kişi tahmini gerçekten çok garip. İktidardan biri söylemiş kim demiş bilemiyorum ama 80 bin nedir yahu ? orayı 80 bin kişi görmek için ya şaşı olacaksın, ya gözler ile beyin arasında bağlantı olmayacak, yada kaybetmek üzere olduğun seçim hakkında telaşa kapılacaksın. bence sonuncu ihtimal mantıklı.

aynı saatlerde izmir'de akp mitingi vardı. Gavur izmir'de şaşırtıcı tablo vardı. vay be dedirtti gerçekten. abartılı bir çoğunluk vardı. "70 bin" diye geçiştirecek değilim, hakkaten dolmuştu yani. Bunun mükemmel bir toplu taşıma ürünü olduğunu düşünüyorum. Çevre illerden otobus kaldırılmış olmalı. yoksa İzmir kalesi de mi yıkılıyor ?

Neyse düzen değişecek, düzülecek olan yine bizler olacağız gibi duruyor

not: başbakanın gözlüklerine dikiz, prompter sığar o lenslere

se bebe se


bugün sbs vardı, bir nevi bebe sınavı. liseye geçiş için yani. eski adı hakkında şu an bir fikrim yok..
Ülkenin çarpık düzenine giriş sınavı bana göre. Üniversite sınavından önceki sınav, ilk olma özelliği var. Hayatın sillesini yemek, o acı tada varmak var bu sınav ile.
Umuyorum ki bu sınavı kendisine dayatanlara bu çocuklar büyüyünce dayarlar. Bizden geçti biraz sanki. Ateşimizi söndürdüler. Yapabileceğimiz tek devrim blogger kapatıp tumblr açmak olabilir. Alıştırıldık. Hoş 22 Ağustos'tan sonra onlarda hayal olacak.
Kabustu gerçek oldu

not: resimdeki tosuna dikiz..

bozar mı ?



"kaybedenler kulübü çok bozdu, yani o kadar bozdu ki, bi yerden sonra bozmaz dedik, ama yine bozdu, önünü alamadık"


biliyorsunuzdur belki Kaybedenler Kulübü geri dönüyor. Ancak aklıma fena halde takılan bir sual var. acaba üstte kurduğum cümleyi ilk program olmasa bile bir kaç hafta geçtikten sonra kurar mıyız ? bilindiği üzere filmden etkilenenler bu programı tekrar istediler, taleplere dayanamayıp Kaan Çaydamlı ve Mete Avunduk, efsaneyi geri döndürme kararı aldılar. artık her salı, perşembe saat 23:00'da, pazar sabah 10:00'da yayında olacaklar
Ben derim ki bu heriflerde bozuyorsa varsın herkes bozsun, dünya bozsun. Benim güvenim tam. radyonun sadece internetten yayınlanacak olması da "underground" kültür için umut vaadeden bir şey. rtük yok diye rahat olabilirler  tabii internet sansürüne kadar

buradan yayınlanacak

kaybedenler kulübü ve başrol kız


kaybedenler kulübü'nü izledim çok güzel çok hoş çok üstün bir türk filmi.. ancak ve ancak anlayamadığım bir durum var.. bu filmin başrolü 2 radyocuya ait afişlerde fragmanlarda o kızın dev anası gibi yer bulması ne diye ?
filmi beğendim. yine söylüyorum çünkü ben zor beğenirim bunu harbi beğendim. ama başrolde herhangi bir kız yok ortalıkta. sanki olur da en iyi kadın dalında yarışmaya girersek diye bir kız seçelim diye koymuşlar kızı filme. yoksa ne akışta ne sonda ne başta pek bir etkisi yok gibi durmakta.
bu filme mutlaka gidin sikinin dikine giden cesur adamlar bulacaksınız. ve en önemlisi bu gerçek bir hikaye..
haydi, pompaya devam.

dipnot: filmin kitabı çıkmış yani senaryo, senarist notlarıyla.

fermuar


#blogumadokunma an itibariyle fermuarımı açık bıraktığımı fark ettim. digiturk bana dava açsın veya hükümet kendiliğinden müdahale etsinde şunu el birliği ile kapatsınlar. artık bir şeyleri kapatmak için onları bekleyeceğim açıkçası.
şu sikik dava bitsin, içim çok doldu, şu bloglar legal olsun o zaman kusucam içimi

oscar gecesi





"En iyi oyunculuğu, Oscar gecesinde Oscar alamayan adayların yüzlerinde görebilirsiniz." 
Will Rogers

iyi ki doğdun recep


öncelikle diyeceğim şu ki yazının sonuna kadar sabır..
bugün padişah recep'imin doğum günü. kendisi ferhan şensoy gibi bir zıttı ile aynı günde doğmuş, ferhan abim için üzgünüm bu konuda. insanın doğduğu gün ölmesi gibi, güneş açarken sağanak yağması gibi.
bugün padişahımızı yerinde ziyaret ettim. süpriz doğum günü planladım ve sabah 6 sularında çatkapı gittim mekanına. emine hanım çay koymuş, oğlu gemicikleriyle oynarken kapıda muhafızlar beni engelledi. bende doğum günü tebriğine geldiğimi söyledim, yarım akıllılar unutmuşlar hünkarlarının doğum gününün. dediler 'önce biz kutlayalım sonra izin vericez'. gel zaman git zaman yarım saat bekledim bütün hizmetkarları sayemde doğum gününden haberdar oldu ve kutladı, göze girdi, bahşiş kaptı.
sonunda çin seddi gibi güvenlik koridorunu aştım 'halkçı' recep'e ulaştım. recebimin halkçılığı böyleymiş demekki. halkçı'yım diyor ama hangi kesimin halkçısı söylemiyor. girdim içeri yalancıktan bir 'bismillah' ile baştan saygısını kazandım. efendim dedim, hal hatır sordum. muhteşemim padişahlığımın keyfini çıkarıyorum diyiverdi. o halde kim "muhteşem recep" olmaz ki zaten.
"Nasıl geçti geceniz" dedim, çok eğlendim dedi. eğlendim deyince bir an kendi eğlence anlayışıma yordum ve emine hanım ile mercimeği fırına verdiler sandım, çok geçmeden anladım ki recep bey kendine bir pasta almış %70'inin bölüp üstüne akp yazmış adına da 'seçim anketi' demiş ve gazetelerinden birine yayınlatmış. "bumudur eğlence" dedim "budur" dedi. valla çok kurcalamadım, sadede geldim, işim var, kutlama yapıcam ve hediyeyi verip artık padişah'ımı rahat bırakacam.
iki tane hediye hazırladım biri çok ağır, biri oldukça hafif. önce hafifinden başlıyayım dedim ama farketmezdi çünkü büyük hediyeyi çoktan görmüştü, görülmeyecek gibi değildi, büyüktü, hemde taşırken fıtık çıkaracak kadar büyük.
neyse küçük hediyemi verdim, janjanlı paketin içinden "ahmet kaya" albümü çıktı. suratı ekşidi hünkarımın, "bende var zahmet etmişsin" diyecek diye beklerken "ben dinlemem bunu daha oynak şeyler severim" deyiverdi. hani ağlamalar falan dedim, birden bir ışık göründü.
tabii ki onu bozacak harekette  bulunmadım sadece içimden geçirdim, tatlı tebessüm, umut eşliğinde ikinci hediyeyi verdim: "10 kilo kömür".. bir anda derinlerden bir "hassssss" sesi duyuldu, ben sandım bir yer su kaçırıyor meğer edepli, ustruplu, kasımpaşalım, recep'imin "hasssiktir" inin hasss ıymış o.
birden derin bir "hasssiktir" çekti. istemem dedi ahmet kaya'yı, kömür'ü ne halin varsa gör dedi. 'bertaraf' edileceğimi düşündüm ama o gün mutluydu, doğum günüydü. o an gökten mikrofon insin istedim, ona "hani verdiğin sözler" şarkısını söyleyecektim. ama öyle imkanım olmadı, saraydan kovuldum.. yinede seviyorum seni, sevmek zorundayım..
iyi ki doğdun recebim..

doğum günün kutlu olsun ferhan abi


siteye isim babalığı yapan, şahane insan, hayatımı biçimlendirirken onu örnek aldığım ferhan abi'nin doğum gününü en içten dileklerimle kutluyorum !
sende 60 oldun be abi, allah uzun ömür versin be abi.. sen bize lazımsın

şeriat korkusuyla gelen paranoyaklık


atatürk'ün ilkeleri, o kadar lüzumsuz, o kadar saçma kişiler ve mecralar tarafından deşildi ki artık herkesin çivisi çıktı açıkçası. artık çok uç noktalarda yaşıyor olduk gibi gözlemliyorum.
milliyetçilerde ırkçılığa kayış, solcularda 'laik olacam' çabasıyla bir ateistlik havası, dindar kesimde "ben bilmem kur'an" bilir edası artık beni korkutuyor. herkes bir silkelenmeli, kendine gelmeli.
akp hükümetinnden memnun sayılmam, oyumu da akp'den yana hiç kullanmadım, kullanmayı düşünmüyorum ama kabul etmem gereken bir gerçek var belediyecilikleri çok iyi diyebilirim. ama basında, mizahta, kültür ve sanat alanlarında gereksiz bir sansür, sanki her eline kalem alan ihtilal yapacakmış gibi bir tedbir almak durumları beni son derece rahatsız ediyor. ben bu ülkede huzurlu olduğumu, özgürce konuşabildiğimi hissetmek istiyorum ama olmuyor.
asıl gelmek istediğim nokta neredeyse azınlıkta kalan chp veya sol görüşlülerin paranoyasıdır. hani durum öyle bir noktaya geldi ki inanamazsın -bunun nedeni yıllardır muhalefet olmayı, iktidarın her dediğine kulp takmak sanmak olabilir belki- bir chp'linin "vatan elden gidiyor, şeriat getirecekler" kaygısı ile yakında sarfetmesini beklediğim bir cümle var.. (abartı ama hakkaten biraz rahat dostlar)

"Ne biçim ülke burası, kadın ve erkek tuvaletleri bile ayrı, nerede laiklik, nerede Atatürk ilkeleri"

hmm, peki.


her erkeğin kaderinde var, umutsuzca kız arkadaşlara mesaj atmak, reddedilmek veya şansı dönüp bir yemek koparmak ama yine bir sonuca varamamak. bazıları 'doğru kişiyi bulmak için' yapar edebiyle, bazısı hobi gibi her hafta başkası ile dener.. ama bu tür kısa mesaj / kıza mesaj durumlarında çok yaralayıcı anlar, hatta erkeği, erkek olmaktan bıktıran anlar olabiliyor.
misal, kurban seçilir bir şekilde telefon numarası bulunur (msn, bbm, yahoo farketmez, erkek affetmez) daha sonra mesaj atılır. ilk mesaj önemlidir, hem 'ben zararsızım, sana asılmıyorum' hemde 'benim senle ilgili planlarım olabilir' duygusunu aynı mesaja sığdırmak zorundasındır. kıza, nerden tanışıyor olabildiğiniz hakkında yazabilirsiniz ilkin mesela..
uzun uzadıya burda kıza nasıl yazılır'ın tüyosunu vermeyeyim, zaten teoride iyiyim pratikte sıçmaktayım o ayrı konu.
erkeği en yaralayan şey kesinlikle "hmm, peki" diye kestirilip atılan cümlelerdir. erkek kahramanımız yazar da yazar, uzun uzun, paragraf paragraf yazar ve sonunda kızdan şöyle bir yanıt gelir "peki".. neye peki ? kime peki ? ulan cevap vermesen, okumadım ayağına yatsan daha iyi be, 'peki' ne olaki..
öyle bir şeydir ki 'peki' ne erkeği umutlandırır, ne karamsarlaştırır. çıldırtır adamı sadece. bunu okuyan bayan arkadaşlara 'peki' silahını öneririm, erkekler için de önerim, sizin el emeği göz nuru paragrafı 'peki' diye geçiştiren kızdan bir şey bekleme..

deliten, klişe veli söylemleri


klasik veli cümleleri vardır. bunlar her evde duyulmuş şeylerdir. hani siz duyarsınız ama pek aklınıza yazmassınız sonra bir arkadaşınızdan duyunca "ahaa benim ki de aynısını diyor" dersiniz.. sanki türk dil kurumu veliler için mutalak söylenmesi gerek cümleler hazırlamış gibi çocuğu olan her insan ailesinden duyduğunu gelenek olarak kendi çocuğuna da söyler..
baştan söyliyeyim çocuğum olsa ona bu klişeleri yaşatmamak üzere elimden geleni yapacağım.
işte top 10'um

10- bundan sonra hiç bir şeye karışmıyorum: maksimum yarım saat sonra evladına müdale edeceğinden habersiz öylemesine son söz söyleyen anne modeli.
9- şu şarkı sözlerini bildiğin kadar dersleri de bilseydin: yapsınlar güzel bir beste, öğrenelim o zaman..
8- bi şeyi on kere söyletmeden yapsan olmaz sanki: bir daha söyle..
7- bi yerini sakatlama emi: bu cümle tam futbol veya saklambaç için evden çıkarken söylenir. kapı eşiğinde bunu duyarsın ve "ulan bugüne kadar bir şey olmadı, durup dururken niye bela çağırıyor" dersin..
6- ben mi gitçem okula ?: sabahın körüdür seni dürtükleyerekten, sürüyerekten uyandırmaya çalışıyorlardır.. kaldırmak için saçmalarlar. başka türlüsü: "okula benim için gitmiyorsun, hayat senin hayatın".. ee o zaman bırak 10 dk daha uyuyayım..
5- bak abiler kızıyor: sen koskoca restaurant'da, minibüste, sokakta çocuğu zapt edeme sonra git çevre ahalisine boku atıp susturmaya çalış çocuğu.. yok ya..
4- bak çok zekisin, ama çalışmıyorsun: kahramanımız ders çalışmaz, aylak aylak dolanır. anne / baba ne yapacağını bilemez ve motivasyon olsun diye saçmalar..
3- bir boy büyüğünü mü alsak, ilerde giyersin: mağazaya gidilir, genelde ayakkabıda yaşanır bu mağaza çalışanı bakar "iyi iyi, oturmuş ayağa, kaplamış" der, anne olaya dahil olur "bi boy büyüğünü alsak ya seneye de giyersin" deyiverir. bir boy büyüğü demek 6 ay palyaço gibi bol ayakkabı ile dolaşmak demek anne, bir karışma anne..
2- inşallah büyüyünce, senin çocuğunda aynısını sana yapar: bu nasıl bedduadır, demekki sana biri demiş bunu ve sana çekmişim, biraz empati biraz empati. çok delirten bir söylemdir bu..
1- kendini de unutsaydın: en deli edenidir. kahramanımız eve gelmiştir ve montunu, kitabını yada ertesi güne lazım olmayan herhangi ufak bir detayı okulda unutmuştur ve anne o küfür niteliğinde cümleyi söyler "ee, kendini de unutsaydın".. ulan sanki böbreğini unuttun okulda, bir sakin.

sigara öğüdü veren tiryaki taksici profili


taksiye tek başıma ilk binişim dün gibi aklımda. tedirgin, yorgun ama bir o kadarda göt korkusunun verdiği tetikte olma bir halde bindim taksiye..
şansıma taksici abi babacan, sanki ileride meclise seçilecekmiş gibi bir havada ve aynı zamanda "ben holding sahibiyim, taksicilik öylesine" gibi bir mesaj vermeye çalışan haldeydi. belkide tek müşteri ve bu müşterinin de çocuk olması nedeniyle bu havaya bürüdü adam.
yolculuk başladı ve ben daha tek kelime etmedim. adam kastırıyor ben ise cevap vermekle yetinip fazla konuşmak istemiyorum. lakin uyanık kalmak için de uğraşıyorum. çünkü tek başıma takside uyursam ertesi sabah buzlar içinde bir küvette çeşitli organlarımdan yoksun olarak uyanabileceğim ihtimalini göz önünde bulunduruyorum. ilk defa için normal şüpheler bunlar..
neyse adam önce çocuklarından bahsetti sonra okula gidemediğinden, geçim sıkıntısı çektiklerinden bahsetti sonra torpidodan sigarasını çıkarttı.
bir anda dedi ki "sigara içsem rahatsız olurmusun" bende dedim "yok olmam, alışığım".. sonra "yoksa bu yaştan mı" dedi "bende kullanmıyorum" dedim.. olanlar oldu, adam bir anda devrim konuşması yapar havaya büründü "içme zaten, bana bakma salaklığımdan içiyorum ben, lanet olsun başladığım güne" diye başladı.. bunu anlatırken bir elinde sigara var ama. kokusundan girdi, kalbe verdiği zarardan çıktı..
bende yaşımdan gelen densizliğim ve yaşımdan beklenmeyecek mantığım ile abiye dedim ki "madem biliyorsun hala ne diye içine çekiyorsun, bu mudur?".. adam sadece "haklısın" diyebildi ve adam bir daha konuşmadı. o abimiz o gün sigarayı bıraktıysa ne mutlu, ha bırakmadıysa da elinde sigara öğüt vermeyi bıraktıysa bile büyük kazanç onun için.
elde sigara, 'sigara içme' temalı konuşma yapmak, kafaya türban alta mini etek giymek gibi bir çelişki..
ayriyetten bu tip adamların sadece bana denk geldiğini sanmıyorum, onlar her yerde..

allah türkçe biliyor mu ?


küçükken aklıma çok soru takılırdı herkes gibi. bunlar aklıma geldikçe yazmaya karar verdim. ne kadar sığ gözüksede bu sorular üstüne düşünülebilir orjinal sorular oluyor genelde..
efendim başlıktaki sorunun çıkış noktasının bir hikayesi var. yetiştirilme tarzı olarak pek dinle alakam yoktur, genel özellikleri bilirim ama din hayatımda önemli yer kaplamıyor. vicdanen onu yaşıyorum yani. neyse gel gelelim küçükken akrabaların geçiştirmek için söylediklerine. bizim aile dinle alakadar olmasada çocuklar bir şeyi tutturunca hep geçiştirmek için "allah'ten iste, dua et" gibi şeyler söylenirdi. bende daha o zamanlar konuştuğum dil olan türkçe'nin ötesinde bir dil olduğunu çözmüş, yavaştan ingilizce öğrenmeye başlamış, ingilizce'ninde en yaygın dil olduğunu bilir konumdayım..
birden aklıma bir soru geldi, acaba "allah türkçe biliyor mu?".. ben türkçe'yi istanbul'da konuşulan bir dil, ingilizce'yi ise istanbul dışı her yerde geçerli bir dil olarak tanımışken böyle bir soru çıkıvermiş benden.. tabii o aralar amerika'dan video kasetler falan geliyor bende dünya ingilizce konuşuyor, "tanrı'ya kolaylık olsun, daha rahat anlaşalım diye ingilizce konuşmalıyız" sonucuna varmışım.
böyle garip bir çocukluğum varmış diyorum hatırladıkça böyle 'seçme sapan şeyler'i

değişilmez mutluluk: gazete, kahve, kanepe


sabahları içime çok büyük huzur geliyor. alıyorum kahvemi, gazetemi köşeye çekiliyorum.. gerçekten bundan öte bir mutluluk, güne uyanmak var mıdır bilmiyorum. tabii bazı salakça başlıklar (bkz: defne soldu - hürriyet / defne joy'un vefatından sonra) olmadıkça rahatım bozulmuyor..
belki ben geri kafalıyım, belki biz milletçe öyleyiz ama o yassı dokunmatik aletin (siz türkler iPad diyorlar) klasik gazete yerini alamayacağını düşünenlerdenim. sayfayı değiştirmeden, hışırtı çıkmadan bilemiyorum yani adapte olamam gibi geliyor.
o ellere mürekkep bulaşmazsa elini temiz sanan insanımız ne yapacak ? gazete alışkanlıktır, kolay kolay pabucu dama atılmaz..

her şey ortada, ama..


her şey ortada.. eğitimden kendi isteği ile veya yanlış yönlendirme ile yada imkansızlıklar nedeniyle uzak kalmış kişilerin kolay kandırılabildiği çok açık bir gerçektir. sadece türk insanına özgü değil. bir gazetede referandumda oy kullananların tahsilleri ve kullandıkları oy gözüküyor..
tamam eğitimsiz insanlar oyuna gelmiş ve 'evet' demiş olabilir ama ben bir eleştiri getiriyorum..
1- eğer halkın yüzde 57'si salaksa, kandırılabilir ise başkası iktidara geldiğinde durum çok mu değişecek ? birden seviye mi yükselecek
2- para kazandığın piyasaya biraz ihanet etmek olmuyor mu ? sen bu insanların aldığı ürünler sayesinde zengin oluyorsun sonra bir kalemde silip atıyorsun..
3- ve sen değilmisin eğitim kalitesiz, eğitim iktidar tarafından beyin yıkayan şekilde diyen.. ee o zaman onların eğitimi ile onlar yenik duruma mı düşüyor.

özetle chp artık laf ebeliğinden vaz geçsin bir harekete geçsin. ben ki chp'ye oy verme sebebi bulmak için yırtınan bir insanım, muhtemelen yine chp'ye oy verecem ama yinede bir icraat görmek istiyorum. arkası boşta olsa bir yenilik, meydan okuma...

chp ve diğerleri artık iktidarın her söylediğine kulp takarak bir yere varmayacağını anlamalı..

ferrari su kaynatınca


malum beşiktaş-fener derbisi vardı. türkiye'de yaşayıpta bu maç hakkında bir satır bile olsa yazmamak olmuyor efendim. bugün ekran başına kuruldum ve tutmadığım iki takımın maçını izledim.
her hangi bir tarafa yakınlık göstermediğimi gururla söylemem gerekiyor çünkü bazı renktaşlarım "biz olmuyorsak fener'de olmasın" kafasıyla beşiktaş'a fena halde sevgi gösterir olmuş, ben onlardan değilim, ilgilenmiyorum, umursamıyorum artık galatasaray'dan ötesini olayın.
maçı izleyen herkes gibi benim içime de kurt düştü.. hani başbakanından tut, sahadaki diğer oyunculara, hakeme, dirseği yiyen adama, çiçekçi hatice ablaya, bakkal hüseyin'e de bu fikir muhakkak gelmiştir. bence sebepsiz yere dirsek yiyen ferrari ya dirsek attığı adam tarafından boynuz yedi, yada maçı sattı. başka bir açıklaması yok.. top gitmiş, her şey bitmiş, dava düşmüş, sen gidiyorsun dirsek atıyorsun..
olacak iş değildi bu.. beşiktaş öndeyken birden iki farkla yenildi.. ferrari denen densiz yüzünden olduğunu söylemeliyim.. ilk kurban hayırlı olsun, yolu açık olsun bu arkadaşın..

en çok özendiğim şey


dönüp arkamı bakıp eski günleri yad edecek kadar uzun yaşamış olmasamda hayatta özendiğim tek şey "karikatür çizme yeteneği". allah vergisi olduğunu düşünüyorum bu yeteneğin. keşke bana çizim yeteneği verilmiş olsaydı. gerçekten çok özeniyorum.
bir kaç başarısız denemem olmadı değil ama yok kardeş olmuyor, olmuyorsa kasmayacağım ama yinede olsa ne güzel olurdu.. eğer gerçekten inandığım bir karikatür yeteneğim olsa hiç düşünmeden hayatımı bunun üzerine kurardım. karikatür özellikle düşük toplumlar için önemli ve biz düşük bir toplum olmasakta bir politika olarak zorla düşürüldüğümüzü düşünüyorum.
karikatüristlerin eleştirileri bizleri bilinçlendiriyor bu yadsınamaz bir gerçek. onların dikkat çektiği konular hakkında bizde görüş bildiriyoruz ve bir yöndem gündem belirlenmiş oluyor..
ama son günlerde siyasi karikatürlerde gözlemlediğim çok yanlış bir durum var. bu durumda artık penguen, LeMan ve diğer karikatür dergilerinin gündemi belirlemek yerine sadece 'bize sunulan' gündem üzerinden çizim yapmaları. bize sunulan gündem zaten sansürlü, saklanmış bir gündem.. bu gündem ile kendilerini oyalamamalı karikatüristler ve esas olaya odaklanmalı. onun dışında çok iyi gidiyor ve zevk ile takip ediyorum.

kader kısmet


ben kendimi bildim bileli bu patlamalar ve ölen işçiler var.. ama arkalarından "kader" diyeni ilk defa duydum diyebilirim.. bir gün iktidardan düşersiniz, asıl kaderi o zaman görürsünüz işte..

pazar sabahı magazin saçmalığı


pazar sabahı yatakta aylaklık yaparken hayatımın hatasını yapıyor ve televizyonun açma tuşuna basıyorum. her kanalda ayrı magazin programı, zırvalıklar.. karşıma safiye soyman ile faik ikilisi çıkıyor. sevgililer gününde topuklu ayakkabı ile yürümüş safiye.. bir kaşık suda boğulma tehlikesi yaşamış, uludağ'da kızakla inmiş safiye, bizden topuklu ile spor yapmasını garipsememiz bekleniyor..
neyse bu ikilinin süper/doğal hallerini bir kenara bırakalım, magazin denen şey bir yerden sonra saçmalık.. eğer doğru kullanılsa belki gerçekten başarılı olmuş insanların doğal halleri, ve başarıya giden yolda onları destekleyen hayat olayları gibi şeyler olsa tamamda.. kim kimle sabaha merhaba demiş, kim kimin eski sevgilisinin baldızına sarkmış gibi saçmalıklara karnım tok..

buda böyle bir şeydi işte

sabri sarıoğlu ile dalga geçme kaçamağı


sabri sarıoğlu adında galatasaray ve milli takımın devamlı oyuncusu bir adam var.. bu bütün komiklik peşinde olan insancıkların hedefi haline gelmiş durumda..
ne olur onu rahat bıraksanız, adam hal, tavır, tip olarak zaten komikliğe açık.
bence sabri üstünden güldürmek bir yöntem değil, 10 yaşında çocukta yapar, sabri muhabbeti artık sıkmıştır..
illallah

allah yazan kalem


absürd komedi çok kişinin hoşuna gitmez ama son günlerde bana tebessüm ettiren bir şeye denk geldim. "allah yazan kalem"..
ilk okuduğunuzda "arı kovanında allah desenine rastlandı" izlenimi yaratıyor ancak daha sonra işin aslını çözüyorsunuz. ama size yaşattığı 2 saniyelik o belirsizlik bile bence buraya taşımaya değer..
artık günümüzde haydarpaşa'yı bile sanki her gün yanarmış gibi izledikten sonra napalım bu ibareye şaşıralım mı ?

dünya çok sert, müziğim nasıl sert olmasın


ogün sanlısoy, düzgün adam olarak tanırım, çok tanımam aslında, rahşan gülşan'ın tavsiyesi üzerine albümünü dinledim. albüm hava olarak güzel olsada sadece 2 şarkı aklımda kaldı diyebilirim.. çabuk tüketen bir toplum için yetmez ama benim için kazançtır.
gel gelelim ogün'ün sanatçılığının dışındaki dünyaya. ogün sanlısoy (şanlısoy olmalı abi adamın soyadı böyle zor oluyor) şarkılarındaki sertlik ile alakalı harikulade yorumda bulunmuş..

"dünya çok sert, müziğim nasıl sert olmasın"

bu arada kendisi 'pentegram' ın eski solistiymiş.. sonrada öğrendim.. albüm'ün adı "ben".. egosu azıcık tepede olan herkes bir şeyler bulur içinde

kar yağınca


biraz müzikal, biraz hisli, deneysel, sorgulayıcı, kısacık bir yazı olacak
kar yağdığında aklına;
"kar beyazdır ölüm" geliyorsa içinde fırtına kopuyor
"bir kar tanesi ol, kon dilimin ucuna" geliyor ise aşk dolusun
"karlar düşer, düşer düşer ağlarım" geliyor ise beklemedesin...
bunlar ve benzeri aklına geliyor ise "benim hala umudun var" şarkısını bağıra bağıra söyleyebilirsin.
amma ve lakin
"gökyüzünden haber aldım, yağacakmış kar bu hafta" denen serdar ortaç şarkısı aklına geliyor ise durum vahim, sana "acilen toparlanmalıyım" şarkısı iyi gider demet akalın'dan..

muallak


bu aralar muallaktayım. bir yerde beni çok sevdiğini söyleyen, farklı şehirde "hayranlık" derecesinde bir aşk ihtimalim var bir yanda ise çok hoşlandığım, gülüşünü gördüğüm zaman kendimden geçtiğim fakat yaşı benden bayağı ufak olan ve daha pek muhabbetim olmayan yani tohumu atılmamış bir aşk ihtimali var..
muallaktayım a dostlar, bir seçim mi yoksa klasik anne yöntemi ile 3. bir kişiye yönelip adaleti sağlamak mı ? çok zor anlar gerçekten..
bu ara pek böyle toplara girmemem gerekiyor malum 'hayatım şekilleniyor' böyle de bir sıkıntı var. en iyisi askıya almak
aşırı saçma bir yazı olduğunun farkındayım, soru sormak için başladığım yazıda kendim cevap verip olayı noktaladım, anlayın halimi işte

edit..


hayatta ne istersin soruları vardır çok tipik.. küçükken abartırız, saçmalarız "allah olmak istiyorum" "peygamber olsam" "istediğim her şey olsa" "dünyanın en zengini olsam" "temel reis gücünde olsam" gibi saçmalarız gerçekten.
ben ama son günlerde bu sorulara çok mütevazi bir cevap buldum.
benim dilediğim bir "edit" butonu sanırım.. pişmanlıkları örtmek, geçmişi düzeltebilmek için.
bir edit, her şeye bedel olurdu gerçekten. eminim sizinde pişmanlıklarınız var, bunu okurken onu bastırmaya çalışmaya çalışsanız da siz de "edit" isterdiniz kabul edin..

twitter'ı çok sevdim, o beni pek sevmiyor..


twitter gerçekten güzel bir oyalanma olayı, çok güzel "halktan kopmadan internet kullanma" imkanı benim için.
her ne kadar facebook kullanmamış olsamda gördüğüm üzre twitter yaşayışın bir parçası, facebook ise apayrı bir dünya. facebook meşagatli iş ama twitter'da gerçeği yazıyorsun, yayınlıyorsun bu çok hoş.. yok beğenme, dürtme, foto yayınlama, albüm yapma, mezun olduğun  okulları yazma, ordan "tanıyor olabileceğin kişileri bul" (bak seen) falan çok zor geliyor bana..
bana "twitterda yazıyorsun da niye?" diye sorduklarında ben kitleniyorum, mantıklı bir sebep bulamıyorum.. yazıyoruz işte, keyif alıyoruz, bilmiyoruz...
twitter'ın beni sevmemesi konusu ise beni takip edenlerin fazla aktif katılım göstermemesi.. ama gün gelecek öyle bir tweet yazacağım kiii.. neyse saçmalamanın alemi yok.. "yargıcı daki o gömleği bir gün alıcam" tribine girmeye gerek yok, zamanla olur..

istanbul için derbi vakti : şşşttt 1, 2, 3


derbiler futbolun güzel şeyleri.. ne kadar tanıdık, alakasız tip varsa bu derbiyi konuşur gitmek ister.. kızların futbolla ilgilendikleri haftalardır derbi haftaları.. futbolun derbi dışındaki mevzusunu takip eden erkek burulur hatta "ben bu maçları senede 50 kere izliyorum, kız gelmiş derbiden derbiye yorum yapıyor" burukluğu ile genelde sessiz kalır.
derbilerin sonucu belli olmaz gibi saçma salak şeylere girmeyeceğim.
küçükken hastalıklı bir zihniyetim vardı. baktım herkes derbi izliyor, eve-kahveye-stada kapanıyor dedim "hırsız olsam derbi günü hırsızlık yapardım". 5 yaş kafasıyla düşündüğüm şeye bak..
tabii sonra kendi kendime bu saçmalığı bitirdim "bizim hırsızımız dayanamaz, maçı izlemeye gider"

buda böyle bir şeydi işte..

ferhan şensoy'a şımarık denmesi


cem yılmaz, karikatürist, hazır cevap ustası, dili keskin kıvrak, akıllı, hemde çok, yetenekli ve sayamayacağımız daha bir sürü önemli özellik ile bir döneme damga vurmuş bir adam.
ferhan şensoy, gelmiş geçmiş en iyi tiyatrocularımızdan, tuluat ustası, komik, akıllı adam ve ayrıca tescilli bir meddah ustası
bilirsiniz meddahlar kavuğu diye bir olay var kel hasan efendi'den dümbüllü'ye sonra büyük usta münir özkul'a ve günümüzde ferhan şensoy'da olan bu efsane kavuk çok anlamlı ve kutsal güldürü dünyasında. ferhan şensoy yavaştan 60'ı görünce birden tartışma başladı.
herkesin gönlünden cem yılmaz ismi geçiyor ama cem yılmaz bir tiyatrocu değil. kavuğu alanlar tiyatro sahnesi tozu yutmuş isimler. ferhan şensoy'un cem yılmaz'a layık görmemesi de ondandır heralde..
cem yılmaz'ın da bu kavuğa kendini layık gördüğünü düşünmüyorum. ferhan abi'nin siyaseti, toplum sorunlarını deşen bir aday aradığıda aşikar. cem yılmaz için daha politik demek mümkün bu konuda
sonuç olarak ne ferhan şensoy kavuğu cem yılmaz'a vermediği için şımarıktır, ne cem yılmaz kavuğu almadığı için yeteneksizdir..

fotoğraf, ferhan şensoy'un 40ambar gece tiyatrosundan.. o zamanlar derya baykal şensoy ile evli ve beraber sahne alıyorlar

modası geçen apaçilik üzerine


"apaçiliğin modası geçti" tarzı bir gram zeka barındırmayan cümleler duyuyorum. apaçilik neydi, aydan mı düştü bu apaçiler, ne zaman başladı modası, ben niye joleyle sokağa çıkmadım hiç ? arkadaş moda demek herkesin benimsemesi demek. 50-60 umutsuz cahilin yanlış batılılaşmasına, kızılderili ismi taktılar buna da moda dediler.
apaçi modası başlamadığı için bitmemiştir
ben bu garip yaratıklara baştan beri gülmüyorum, yazık insanlar gerçekten, bu akımın parçası olmadım, alkış tutmadım, yavaş yavaş yok olmasına da aynen seyirci kalabilirim

seçme sapan şeyler


seçme sapan şeyler demek öylesine boşken yazdığım, biri okuduğunda utanmayacağım, kendim geri dönüp pek okumayacağım şeyler demek. içimden ne geçiyorsa aynen buraya aktarmaya çalışıcam bu bir çeşit masturbasyon gibi bir şey.
herkes düşündüğünü, içinden bir şey geçtiğini bilir ama kimse bunu nasıl yaptığını bilemez, tıpkı masturbasyon gibi. tabi asılırken amatör şekilde yakalanırsanız o sizin bileceğiniz iş. lakin onunda düşünce dünyasında karşılığı var, gevezelik etmek.. gevezelik ederseniz kendinizi ele verirsiniz, özelinizi kaybederseniz..
siz siz olun sakın masturbasyon esnasında yakalanmayın, düşüncelere sahip çıkın, sadece önemlileri dışa vurun
böyle saçma bir başlangıç yapacağımı bilmiyordum, bilemezdim, sende bilmiyordun, senin hala umudun varsa okumaya devam et..